1998 yılında Vefa KüçüK'ün bir oy farkıyla başkan seçildiği gün kimse Türk futbolunda olacak değişimden haberi yoktu.Yıl itibariyle popüler olan Fatih Terim , Ali Şen , Sergen Yalçın ,Süleyman Seba ve Cem Uzan'dı.Televole denen program cayır-cayır devam etmekte,ikinci sınıf yabancılara eklenen nadir iyi oyuncular efsane olmaktaydı.Kim bilirdi ki, hiç düşünemediğimiz geleceğin aslında birinin hayali olduğunu.
Başladığı ilk sezonda elinde Galatasaray hegomonyası oluşmuş bir lig , unutulmuş amatör şubeler, son 25 senede sadece 5 kere şampiyon olabilmiş iki rakibinin arkasında kalmış bir takım vardı.
Galatasaray'ın uefa kupasını almasıyla başlayan yükselişi ile ülkemize örnek olması gereken yukardakini geçme idealini benimsetti.Takima yerli yabancı iyi oyuncular alacak, ekonomik büyümeyi hedefleyecek, amatör şubeleri marka yapacak , tesislerle nam salacak bir takım hayal ediyordu.O dönemde icraatlerine itimat edilmeyen normal bir yöneticiydi aslında.
Artık hedef daha başarılı olmaktı.Türkiye'de o dönem önemli yıldızları alarak başladı.Ogün ,Abdullah,Sergen,Baliç,Alpay gibi yıldızları yanyana oynatmak zordu.Takımda ayrıca Yusuf Şimşek , Ceyhun Eriş gibi teknik oyuncular, Kenneth Anderson gibi bir yıldız vardı.Geniş kadroyu yönetecek antrenör aranmaktaydı.Şimdiler Almanya Milli takımının antrenörü ile çalışıldı, öncesinde tartışmasız futbolun tek yorumcusu kabul edilen Rıdvan Dilmen takımın başındaydı.Başarılı olmak için kim gerekirse onları alacaktı besbelli.
12 senelik dönemin ilk transferleri belli etti ki ,gelecek yıl hep daha iyi olmak zorundaydı takım.Aranan mutluluk Mustafa Denizli ile geldi.Zico ve Daum'da şampiyon yaptı takımı.Arkayı dönüp baktığımızda 4 şampiyonluk ve 3 tanede kendi elinle bırakılan kupa vardı.Acaba futbolda başarısızmıydı? Yoksa inkar mı ediyordu camia başladığı noktayı?

Alınan Roberto Carlos , Ortega , Anelka , Appiah , Van Hooidonk transferi ile dev isimleri Türkiye'ye getirmiş ve Avrupa Şampiyonlar liginde çeyrek finalde kaybetmiş bir dönem yaşattı.
Döneminde geçmişde unutulan amatör şubelerde marka olma konusunda örnek adımlar atıldı.Bayanlar voleybol ve Basketbol takımları Türkiye'de ki kupaları nerdeyse hepsini topladı.Branşlarında Avrupa ve Dünya'da derecelere girdiler.Atletizm ,Boks , kürek gibi branşlarda başarılı milli sporcuların çalıştığı bir firma oldu Fenerbahçe.
Erkek basketbol da kültürü olan , kendi oyun disiplinini rakiplere empoze eden, oyunculara bağlı olmayan bir takım oluştu.Bu takım Avrupa'da bile sayılı takımlar arasına girdi.Her sene katıldığı müsabakaların değişilmez favorilerinden oldu.
Başarıların hepsinde sponsorluk anlaşmaları vardı.Amatör branşlarda Fenerbahçe ile ortak olmaya can atan firmaları başarıyla yönetti.Ekonomik olarak ayakta durak bilecek birer firma olmalarının sağlanması başarınında anahtarı idi aslında.
Kulübünün ekonomisinede el attı.Geldiğinde 16 Milyon dolar olan geliri , sırf Fenerium markası ile geçti.(22.5 Milyon dolar)Açılan 170 satış noktası , 74 şube ile ulaşılması kolay markanın temellerini attı.Ürün yelpazesini artırdı.GSM hattından , kredi kartına , internet servis sağlayıcı ve aklınıza gelecek her dalda faaliyet göstermeye başladı.Bir nevi potansiyel müşteri diye adlandırabileceğimiz taraftarlarına kart çıkarttı ve sayısını öğrendi.Bu sayıyla stratejilerini belirledi.Belirlenen stratejilerde daha önce bahsettiğim yıldızlar alındı ve bahsedeceğim tesisler yapıldı.
Avrupa'nın en güzel stadlarından birini sponsorlar ile ortak çalışarak bitirdi.Samandıra,Todori , Düzce, Faruk Ilgaz , Ankara tesislerini kullanıma açık hale getirdi.Ataşehir'de 12.500 kişilik basketbol salonunun bitmesine az kaldı.İşleyen dişlilerin devamını sağlayacak tesislere artık sahipti Fenerbahçe.Ama bu konudaki çalışmaları devam edeceğe benzer yılmayan Aziz başkanın.
Kısaca zamanında sözüne itimat edilmeyen o yönetici , sporla endüstriyi tanıştırdı.Ee artık yararlanmak isteyenin elinde.
Sonuç;
Fenerbahçeli değilim .Gerçekçiyim.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder